New York'un Renkleri

11:57 AM / Posted by Qte / comments (0)

Yaz bitsin hiç istemiyordum ama bitiyor maalesef... Son bahar New York’un en güzel dönemlerinden biri aslında ama hemen arkasından kara kisin geleceğini bilmek beni ürkütüyor. İste bu yüzden, son kalan güneşli günleri bayrammış gibi geçirmeye çalışıyorum. Yaz günlerine imrenerek geçen şu günlerde, en çok özlediğim şeylerden biri, New York’ta yazları her tarafın rengarenk bir hal alması... Kıyafetlere, ayakkabılara, çantalara, hatta insanların tenlerine/yüzlerine bile bir renk geliyor yaz aylarında. Bende bu renkliliğe bayılıyorum ve son bahara giriş yaptığımız günlerde, kendi çapımda, hala bu ruh halini yaşatıyorum. Onun için bu yazıyı, New York’ta şu ara bulabileceğiniz ve size yazı hatırlatacak sıcaklıktaki ürünlere adıyorum. Iconjane, Stil Catcher, Styleboom, Stil Direktoru, Moda Cadisi, ya da Stil Yasam bloglari kadar iddaali olmasa da, bunlarda benim sevdigim renkler :)...

Cath Kidston
Aslında yazın cıvıltılı günlerini unutamayıp, bol çiçekli ve parlak renkli kıyafetlere bürünmek isteyenler için, Cath Kidston markası güzel bir seçenek. Bir İngiliz markası olan Cath Kidston’nun birçok ürününü New Yorklu hayranlarının üzerinde görebilirsiniz. Örneğin Cath’in asistanının anlattığına göre, New Yorklular, en çok converse stilindeki beyaz üzeri çiçekli ayakkabılara, yoğun tomurcuk desenli elbiselere ve hatta özenle tasarlanmış vintage stili piknik sepetlerine ilgi duyuyorlarmış. Bu sevimli sepetler, havanın güzel olduğu bir Central Park günü için ideal!

Lisa Perry
Renkliliğini sevdiğim bir diğer marka ise Lisa Perry. Pop-up shop tarzı çalışan, yani kısa dönemli açılan ve sonra başka bir yere taşınan dükkanlardan...1960larin modasından ve yaşam tarzından etkilenerek ortaya çıkmış bir marka. Tüm ürünleri oldukça canlı renklerde ve gayet pop-art bir havada. İçeride mutlaka kendinize göre bir şeyler bulabilirsiniz diye düşünüyorum çünkü kalem/defterden tutun, yatak çarşaflarına kadar her ayrıntı düşünülmüş. Fiyatlar oldukça makulden oldukça pahallıya kadar, her bütçeye hitap ediyor. Lisa Perry’nin pop-up shop’u su anda Soho’da. Gelecek lokasyonlar hakkında bilgi almak için burayı tıklayın.

Cupcakes
Sex and the City’nin biricik Carrie’sinin cupcakelere olan düşkünlüğü sebep olmuştu ilk cupcake’imi denememe. Aslında bir çoğunu çok kremalı buluyorum ama yinede New York sokaklarını gezerken, mutlaka denemeniz gereken bir tatlı olduğunu düşünüyorum. Alt tarafı klasik bir kek seklinde hazırlanan ve üstü yoğun bir krema ile lezzetlendirilen bu eğlenceli tatlı, yaza hasret gecen günleri biraz olsun neşelendiriyor. Cupcake’i benim gibi çok kremalı bulanlardansanız, bozuk para boyutundaki mini versiyonlarını denemenizi öneririm. Bunun da en güzel adresi, Soho’da minicik bir tezgahta is yapan Baked by Melissa.

Ve diğer renkler:























Labels: , , ,

Krem Peynir, Yumurta, Şeker, Vanilya ve Bolca Krema.

9:35 AM / Posted by Qte / comments (4)

Bu başlık ne midir? Vallahi bence hayatin anlamı bile olabilir :) Ya da diğer bir bakış açısıyla, New York Style Cheesecake (peynir tatlısı)’in tarifi...

Bu bloğu yazarken, bazen kendimi Mehmet Yasin’in lezzet durakları programında gibi hissediyorum. Ama ne yapayım, New York’ta deneyecek öyle dayanılmaz tatlar var ki! Hepsini deneyip, sizlerle paylaşmak istiyorum. Tattığım ilk günden beri tiryakisi olduğum ve uğruna kıtalar aşabileceğim bir tatlı varsa o da Cheesecake’dir. Aslında Cheesecake tutkum, ben henüz 10-11 yaşlarındayken küçük ağabeyimi ziyarete gittiğim San Francisco’da başlamıştı. O zamanlar bu kalorili tatlıdan her gün bir koca dilim yer, yinede incecik kalmayı başarırdım-o ayrı bir konu- ama o lezzet damağıma nasıl yapışmışsa, o gün bugündür beni hep peşinden koşturmuştur. Evde sayısız denemeler, her restoranda her şeyden önce tatlı menüsüne bakmalar... İşte, serde böylesine bir tutku olunca , sizinle bu sevdamı paylaşmak istedim.

Cheesecake’in ilkel bir formunun ilk olarak Yunanistan’da ortaya çıktığı rivayet edilir. Sonraları, bu tatlıyı, Romalıların Yunanistan’dan Avrupa’ya taşıdığına inanılır. Asırlar sonra, göçmenlerin Amerika’ya bu tarifi getirmesiyle de Cheesecake’in Amerikanlaşma sureci başlamış. O dönemlerde, krem peynirinin de icadıyla, New Yorklular kendilerine özgü olan ve Cheesecake’in en sade bicimi olarak da tanımlayabileceğimiz “New York Style Cheesecake”’i yaratmışlar. Bu cennetlik tat, kısa bir sure içerisinde, şehrin dört bir köşesinde sunulmaya başlanmış. O gün bu gündür de, New York’un resmi olarak olmasa da kendisiyle bağdaştırdığı ve benimsediği bir tatlı olmuş Cheesecake.

Gel gelelim, şehrin en iyi Cheesecake’ini nerede yiyeceğinize. Aslında en pahallısından en ucuzuna her restoranda Cheesecake’in değişik versiyonlarını bulmanız mümkün. Hatta o kadar ki, menüler değişir, restoranlar açılır- kapanır ama her menüde Cheesecake mutlaka sabit eleman olarak yerini korur. Çilek soslusundan tutun, balkabaklısına, kahve aromalısından tutun, nanelisine…hangi tadı canınız çekerse, onu bulabilirsiniz bu şehirde. Ama sizde benim gibi, “en iyisini bir deneyeyim, gerisi nasıl olsa gelir” diyenlerdenseniz, yolunuzu mutlaka Eileen’s Special Cheesecake’e düşürmenizi tavsiye ederim. Zira, bu minicik dükkanın namı Amerika kıtasına sığmıyor diyebilirim.

30 seneyi aşkın zamandır New York’ta hizmet veren Eileen’s Special Cheesecake tüm New Yorklular tarafından bilinen ve sıklıkla tercih edilen bir dükkan. Duvarlar bu dükkanı ziyaret etmiş sayısız unlunun resimleriyle dolu. Yeri keyifli bir mahallede olmasa da, turistler ve yerel halk mutlaka yolunu bu dükkana öyle yada böyle bir bahaneyle düşürüyorlar. Tiryakiler için, telefonla ya da internet üzerinden verilen siparişler, 1 günde Amerika’nın herhangi bir yerine posta yoluyla da iletiliyor. Hatta ekstra $20 dolar karşılığında Hawaii’deki balayınıza ya da Puerto Rico’daki yaz tatilinize bile Cheesecake yollayabiliyorlar.

Bu sevimli dükkanda, minik porsiyonlarda sunulan Cheesecake’in tadı gerçekten de olağanüstü. Ne çok ağır, ne çok hafif, ne çok tatlı, ne çok sade... Ağızda dağılan ve uzun “mmmmmmm”lar çekmenize neden olan bir lezzet. Ananaslısından, capuccinolusuna menüde her tur Cheesecake bulunuyor ama benim favorim nedense sade olanı. O yoğun ama yinede mideye ağır gelmeyen krem peynir tadını almaya bayılıyorum yahu!! Emin olun, bir minik çatalcık tatmanız için bile Eileen’e gittiğinize değecek. Eileen’s Special Cheesecake, 17 Cleveland Place ve Kenmare Street’te yer alıyor.


Kaynaklar: Newyork.seriouseats.com, orderinny.wordpress.co

Labels: , ,

New York Sicaklarina Buz gibi bir Cozum

6:19 PM / Posted by Qte / comments (4)

New York’a yolunuz sicak bir gunde duserse, mutlaka ama MUTLAKA denemeniz gereken lezzetlerden biri “frozen yogurt” yani dondurulmus yogurtlardir. Aslinda Manhattan adasinin her kosesinde bir “fro-yo”cuya rastlamak mumkun (mesela pinkberry gibi). Ama marifet, iyi olani secebilmekte! Benim oyle tatliyla cok aram olmasada sizlere Bloomingdale’s Department Store (Alisveris Merkezi)’un icerisinde bulunan Forty Carrots’in fro-yosunu siddetle tavsiye ediyorum. Baska subesi bulunmayan Forty Carrots’in aslinda yeri de cok uygun diyebilirim cunku harika bir alisveris merkezinin tam ortasinda! Eger alisverise merakliysaniz ve iyi markalari bir arada bulacaginiz, modanin nabzini tutan bir yer ariyorsaniz, Bloomingdale's'a mutlaka ugramaniz gerekir. Kozmetikten, buyuk bedene, ev esyalarindan, erkek giyimine kadar her cesit urune rastayabilirsiniz bu koca alisveris kompleksinde. Gezmekten yoruldugunuz da ise, 8.katta bulunan Forty Carrots harika bir mola olacaktir!


İlk defa canim arkadasim Ece’nin tavsiyesi uzerine yedigim ve sonra da tiryakisi olup ciktigim, her gelen misafirimi surukledigim bir yer Forty Carrots. Aslinda dondurulmus yogurt, uzay fizigi hesaplari gerektirmeyen ve herkesin evde yapabilecegi bir tarif diye dusunurdum ama sayisiz denemelerimden sonra bu fro-yo’nun yanina bile yaklasamadigimi uzulerek bildiriyorum. Bir parca eksiye kacan (hatta icine limon mu atiyorlar acaba diye bile dusunuyorum) ama son derece ferahlatici ve bir o kadar da hafif bir tat olan Forty Carrots fro-yosu’nun uzerine tanimiyorum. Sade ama cok yogun bir lezzete sahip. Zaten mekanin mutemadiyen dolu olusu, bu yogurdun ne kadar populer oldugunun gostergesi. Porsyonlarin bol kepce olusuna aldirmayip, ikinci kere siraya giren insanlari bile gordum desem inanir misiniz? Forty Carrots’in baska subesi ne yazikki yok. Fro-yo tarifleri ise bir sir. Ama sanirim bazi lezzetler kendi sirlariyla daha da guzeller. Deneyin, sizde bana hak vereceksiniz. New York’tan sevgilerle...

Labels: , , ,

New York Kazan, Ben Kepce

6:48 AM / Posted by Qte / comments (0)

New York, değişik toplumların adetlerini, mutfaklarını, müziklerini ve yaşam biçimlerini bozmadan kendi bünyesinde barındırabilen nadir şehirlerdendir. Bir köşeyi dönüşte karşınıza Hint yemekleri yapan TajMahal restoranı çıkar. Bir başka köşeyi dönüşte ise Rusların 1900lerin başında sosyalleşmek için uğradığı Russian Tea Room yolunuzu keser. Little Italy diye bilinen İtalyan mahallesine cannoli yemeğe giderken yolunuz Çin mahallesinden geçer… Bu şehirde, dünya milletlerinin insanları garip bir uyum içinde yaşar. New York’un bu kozmopolit ve karma kültürünü oluşturmada en çok etkisi olan kültürler arasında ise Asya kültürleri gelir. Bu blogda New York’taki Asya mutfaklarina ve mekanlarina sikca deginecegimden eminim cunku benim favorilerim arasindalar. Ornegin, bugun Korelilere bir ornek vermek istiyorum.

Sanılanın aksine, Korelilerin New York’taki varlıkları bir tek yaygın bir dövüş tekniği olan Tae Kwon Do dersleri ve ya manikür pedikür salonlarıyla sınırlı değil. Korelilerin de kendilerine ait bir mahalleleri ve burada bulabileceğiniz bin bir türlü telefon, kırtasiye, pastane gibi dükkânları var. Pastanelerinde satılan fasulye, anason tohumu gibi değişik bakliyatlarla hazırladıkları ekmek, kek ve çörekler kulağa hoş gelmese de New Yorkluların yoğun ilgisini çekiyor. Ben özellikle en iyisini Korelilerin yaptığını düşündüğüm yeşil çaylı dondurmayı denemenizi öneririm. Tatlı yerine mayhoş, ekşi bir tadı olan bu dondurma ne kadar koyu yeşil renkte olursa lezzeti o kadar artıyor. Bence bu dondurmayı New York’ta yiyebileceğiniz en iyi mekân ise Mandoo Bar adındaki küçük ve salaş bir Kore restoranı. Minicik bir alan içinde, son derece hızlı servis yapan Mandoo Bar’ın yemekleri de oldukça iddialı. Restoranın girişinde, bizim Türkiye’de gözleme açan teyzelerimizi andıran Kore mantısı (mandoo) açan hanımları var. Geneli acı baharatlarla tatlandırılmış yemeklerden sonra yiyeceğiniz yeşil çaylı dondurma midenize garip bir rahatlık hissi verecektir. Bu restorana, New York’un en büyük atraksiyonu olan meşhur Empire State binasını gezdikten sonra uğrayabilirsiniz, çok yakın. Mandoo Bar 32. Cadde’de, 5 ve 6. Caddeler arasında. Kriz doneminde, butcenize dikkat ediyorsaniz da iyi bir secim olacaktir. Ama sunu da eklemeliyim, eger biraz daha para harcamayi dusunur de seciminizi ona gore yaparsaniz mutlaka Mr.Chow’daki yesil cayli dondurmayi da denemelisiniz. Londra ve Beverly Hills’de de subeleri olan bu seckin restoran’in New York’ta iki mekani var. Detayli bilgi icin http://www.mrchow.com/ adresini ziyaret edin.

Labels: , , , , , , , , ,